top of page

Görünmeyen Kelepçe: Ekonomik Şiddet

  • Yazarın fotoğrafı: Saliha ŞAHİN
    Saliha ŞAHİN
  • 16 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur

Ekonomik şiddet ve boşanma: Elleri zincirle bağlanmış, kredi kartlarına ve parasına el konulmuş finansal özgürlüğü kısıtlı kadın görseli.

Kadına yönelik şiddet dendiğinde toplumsal hafızamızda genellikle bedende bırakılan izler veya hastane raporları canlanır. Şiddetin en görünür ve en vahşi yüzü şüphesiz fiziksel olandır. Ancak şiddetin bir de sessizce ilerleyen, dışarıdan bakıldığında "aile içi tutum" maskesiyle gizlenen, fakat kadının hayatında en az fiziksel darbeler kadar derin yaralar açan bir türü daha vardır: Ekonomik şiddet. Cüzdanlara vurulan bu görünmez kelepçe, kadını erkeğe bağımlı kılmayı, itaat ettirmeyi ve bireysel özgürlüğünü yok etmeyi hedefler.


Ekonomik şiddet, en yalın tanımıyla bir kişinin, partnerini veya aile üyesini kontrol etmek, cezalandırmak veya sindirmek amacıyla maddi kaynakları ve para kullanımını bir silah olarak kullanmasıdır. Toplumumuzda sıklıkla "kocanın cimriliği", "tutumlu olmak" veya "evin bereketi" gibi kılıflarla normalleştirilmeye çalışılsa da, bu durum Türk Medeni Kanunu ve 6284 sayılı Kanun kapsamında açıkça bir hak ihlalidir. Failin buradaki temel motivasyonu tasarruf etmek değil, "tahakküm" kurmaktır. Kadının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayarak onun kendi ayakları üzerinde durmasını engellemeyi, sosyal hayattan koparmayı ve kendisine mecbur kalmasını amaçlar.


Yaşam İçinde Nasıl Görünür?

Ekonomik şiddet her zaman "hiç para vermemek" şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen çok daha ince ve manipülatif yöntemlerle kendini gösterir. Genel olarak üç ana başlıkta toplanabilir:


1. Kaynaklara Erişimi Engellemek

Kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırmak veya imkansız hale getirmektir.

• Kişinin çalışmasına izin vermemek veya işten ayrılması için baskı yapmak.

• Eğitim almasını veya kurslara gitmesini engellemek.

• Ortak banka hesaplarına erişimi kısıtlamak.


2. Kaynakların Kullanımını Kontrol Etmek

Para olsa dahi, bu paranın nasıl harcanacağı üzerinde mutlak otorite kurmaktır.

• Harcanan her kuruşun hesabını, fişini veya faturasını istemek.

• Mağdura sadece çok kısıtlı bir "harçlık" verip, bu parayla tüm evin ihtiyaçlarını (imkansız olsa da) karşılamasını beklemek.

• Büyük harcamalarda söz hakkı tanımamak.


3. Ekonomik İstismar ve Borçlandırma

Mağdurun kredi notunu düşürmek veya onu borç altına sokarak hareket alanını kısıtlamaktır.

• Mağdurun haberi olmadan onun adına kredi çekmek.

• Faturaları mağdurun üzerine yapıp ödemeyerek icralık olmasına neden olmak.

• Mağdurun maaş kartına veya birikimlerine el koymak.


4. Güven Maskesi Altında Mülkiyetin Tek Elde Toplanması


4.1 "Biz Bir Aileyiz" Retoriği ile Manipülasyon

Genellikle "güven" veya "pratiklik" adı altında maskelense de, mülkiyetin tek taraflı tescil edilmesi, boşanma veya ayrılık durumunda mağdurun ekonomik olarak sıfırlanmasına neden olabilir. Mülkiyetin tek taraflı tescili genellikle bir tartışma veya kavga ile değil, duygusal manipülasyonla gerçekleşir. Fail şu argümanları kullanabilir:

• "Kredi benim üzerimden daha kolay çıkıyor, o yüzden ev benim üzerime olsun."

• "Tapu işlemlerinde senin işten izin alman zor olur, ben hallederim."

• "Zaten her şeyimiz ortak, kağıt üzerindeki ismin ne önemi var?"

• "Benim ailemden kalan mirasla alıyoruz (bir kısmı olsa bile), o yüzden benim üzerime olması daha doğru."


4.2. Katkıyı Görünmez Kılmak

Evin veya arabanın alınmasında mağdurun da maddi katkısı (maaşı, birikimi, ziynet eşyaları/altınları) olmasına rağmen, tapu veya ruhsatın sadece tek bir kişiye ait olması, o katkının hukuki görünürlüğünü azaltır. Mağdur, "ev sahibi" değil, o evde "oturan kişi" konumuna indirgenir.


4.3 Ev İçi Emeğin Sömürüsü

Bir taraf dışarıda çalışıp para kazanırken diğer taraf ev işleri ve çocuk bakımıyla uğraşıyorsa, mülkiyetin sadece kazanan kişi üzerine yapılması ekonomik şiddettir. Burada mağdurun ev içindeki emeği (ki bu emek diğer tarafın para kazanmasını mümkün kılar) mülkiyet hakkı olarak tanınmamış olur.


4.4. Güç Dengesini Bozma ve Tehdit

Mülkiyet tek taraflı olduğunda, bu durum bir tehdit aracına dönüşebilir:

• Barınma Güvencesizliği: Tartışma anında "Bu ev benim, kapı orada, gitmekte özgürsün" diyerek kişiyi evsiz kalmakla korkutmak.

• Satış Yetkisi: Mağdurun haberi olmadan evi satma, ipotek ettirme veya devretme yetkisini elinde tutmak.


Emsal Kararlarda Ekonomik Şiddet:

Evlilik birliği, doğası gereği ortak bir hayatı ve dayanışmayı zorunlu kılar. Türk Medeni Kanunu’nun 186. maddesi eşlere, güçleri oranında birliğin giderlerine katılma yükümlülüğü getirir. Ancak bu dayanışma, bir tarafın diğerini ekonomik olarak sömürmesine dönüştüğünde hukuk devreye girer. Bu şiddet türü, sosyo-ekonomik statü fark etmeksizin her hanede farklı senaryolarla karşımıza çıkabilir. Örneğin çalışan bir kadın için şiddet, "evin reisi" iddiasındaki erkeğin maaş kartına zorla el koyması ve kadını kendi kazandığı paradan harçlık istemek zorunda bırakması şeklinde tezahür eder. Çalışmayan kadınlarda ise durum daha da dramatiktir; erkeğin maddi gücü yerinde olduğu halde evin zaruri ihtiyaçlarını karşılamaması, eşine pazar parası dahi vermemesi ve kadını sürekli ailesinden veya komşularından borç istemek zorunda bırakması, yargı kararlarına sıkça yansıyan bir şiddet pratiğidir.


Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, ekonomik şiddeti boşanma davalarında "tam kusur" sebebi sayarak konunun ciddiyetini ortaya koymaktadır.


"Cimrilik ve Az Harcama Yapmak Kusurdur": Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2020/2620 Esas ve 2020/5632 Karar sayılı güncel kararında; kocanın cimri olmasını ve kazancına göre az harcama yapmasını eşine karşı "ekonomik şiddet" olarak nitelendirmiş ve boşanma sebebi saymıştır.

"Maaş Kartına El Koymak Şiddettir": Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/1816 Esas ve 2023/5774 Karar sayılı kararında ise "Kadının maaş kartının erkeğin kullanımında olmasını" açıkça ekonomik şiddet olarak tanımlamıştır. Bu karar, "evlilikte bütçe ortaktır" savunmasının, zorbalıkla maaşa el koymayı meşrulaştıramayacağının en net kanıtıdır.


Peki, bu görünmez şiddet sarmalından çıkış yolu nedir ve mağdur kadın nereye başvurmalıdır? Mevcut hukuk sistemi, mağdura önemli koruma mekanizmaları sunar ancak bu süreçte bilinçli hareket etmek hayati önem taşır. Şiddet mağduru kadınlar için başvuru süreci üç ana kanaldan yürütülebilir: En yakın Polis Merkezi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) veya doğrudan adliyedeki Aile Mahkemeleri. Özellikle ŞÖNİM'ler, sadece hukuki süreçte değil, mağdurun ihtiyaç duyduğu psikolojik destek ve rehberlik konusunda da hayati bir rol üstlenmektedir.


Başvuru esnasında 6284 sayılı Kanun devreye girer. Bu kanun, koruma kararı (uzaklaştırma, konut tahsisi vb.) için "delil aranmaz" ilkesini benimsemiştir; yani acil durumlarda kadının beyanı esastır. Ancak sürecin devamında, özellikle nafaka taleplerinin kabulü ve boşanma davasında haklı çıkabilmek için "hazırlıklı olmak" gerekir. Hukuk, somut veriyi sever. Bu nedenle ekonomik şiddet iddiasında bulunan bir kadının; eşinin gelirini ve harcamalarını gösteren banka kayıtlarını, para tartışmalarının geçtiği WhatsApp veya SMS mesajlarını ve duruma şahit olan komşu ya da akrabaların tanık beyanlarını mahkemeye sunması, davanın seyrini tamamen değiştirir.


Sonuç olarak ekonomik şiddet; "kol kırılır yen içinde kalır" denilerek saklanacak bir aile sırrı değil, kadının insan haklarına ve onuruna yönelik sistematik bir saldırıdır. Maaşınıza el konulması, harcamalarınızın sürekli denetlenmesi veya borç batağına sürüklenmeniz bir kader değildir. Unutulmamalıdır ki maddi imkansızlıklar hukuki yardım almanıza engel değildir; bulunduğunuz ilin Barosu'na başvurarak Adli Yardım kapsamında ücretsiz avukat desteği talep edebilirsiniz. Haklarını bilmek ve doğru bir hukuki strateji ile hareket etmek, özgürleşmenin ilk adımıdır.

Dayanışmayla…

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page